TÜRK YARGISININ ZİRVESİNDEKİ BOLULU İSİM CÜBBESİNİ ÇIKARIYOR: 45 YILLIK MESLEK HAYATINA VEDA

Türk yargısının en üst kademelerinde görev yapan ve 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde kritik sorumluluklar üstlenen eski HSK ve HSYK Başkan Vekili, Yargıtay Üyesi Mehmet Yılmaz, 45 yılı aşan meslek hayatını yaş haddinden emekliye ayrılarak noktalıyor. 29 Temmuz'da görevine veda edecek olan Yılmaz, yayımladığı mesajda "Bugün geriye dönüp baktığımda; ardımda servetler, unvanlar ve geçici alkışlar değil, kırmadan, eğilmeden, korkmadan ve haksızlığa teslim olmadan yürümüş olmanın huzurunu taşıyorum. Biliyor ve inanıyorum ki insanın gerçek mirası makamı değil, arkasından edilen dualardır." dedi.

TÜRK YARGISININ ZİRVESİNDEKİ BOLULU İSİM CÜBBESİNİ ÇIKARIYOR: 45 YILLIK MESLEK HAYATINA VEDA
Paylaş
A-A+ Paylaş

Bolu'nun yetiştirdiği önemli hukuk insanlarından olan ve Bolu ile Gerede’ye modern adalet sarayları ve ceza infaz kurumları kazandırılmasına öncülük eden Mehmet Yılmaz, 65 yaşını doldurması sebebiyle cübbesini çıkarıyor. Yaklaşık yarım asırlık yargı geçmişine sahip olan Yılmaz, yayımladığı duygusal veda mesajında meslektaşlarına ve millete seslenerek helallik istedi.


“Değerli dostlarım, yol ve dava arkadaşlarım;

İnsanın hayatı ne kadar yaşadığıyla değil, neler yaşadığı ve nasıl yaşadığıyla ölçülür, derler.

Hepimiz biliyoruz ki bazı meslekler vardır; geçim kapısıdır. Bazıları makamdır, yetkidir, kariyerdir. Hâkimlik ve savcılık görevi ise meslek olmanın ötesinde bambaşka bir sorumluluktur.

Eğer bu görevler vicdan sahibi bir insanın omuzlarına yüklenmişse, artık meslek olmaktan çıkar; kader olur, ömür boyu taşınan ağır ve mukaddes bir emanet hâline gelir.

Bizler bu mesleğe sadece bir görevi yerine getirmek amacıyla girenlerden değiliz. Hâkimlik ve savcılığı, insanın Allah huzurunda vereceği hesabın dünyadaki en ağır sınavlardan biri olarak gördük. Çünkü bizler inanırız ki adalet makamı sadece kanun uygulama yeri değil; mazlumun duası ile zalimin korkusu arasında kurulan ilahi terazinin dünyadaki tecelli noktasıdır.

Bu nedenle hâkim kürsüsünü her zaman “peygamber postu” olarak gördük. Dokunulmazlığını da, vakarını da, sorumluluğunu da bu anlayışla değerlendirdik.

Yaklaşık yarım asra yaklaşan meslek hayatım boyunca; hâkimlikten müfettişliğe, HSK Başkanvekilliğinden ve son durağım olan, her genç meslektaşımın hayali Yargıtay üyeliğine kadar üstlendiğim her görevde tek gayem; devlete, millete, yargıya ve adalet duygusuna hizmet etmeyi namusum  bilmek oldu.

Devletin gerçek gücünün, ordusundan önce adaleti olduğuna yürekten inandım.

Hepimiz çok iyi biliyoruz; Adaletin çöktüğü yerde artık ne makamın anlamı kalır ne de bayrağın gölgesi huzur verir. Mülkün temeli sarsılmışsa bina ayakta kalmaz, kalamaz. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Hayatım boyunca; yargı bağımsızlığını, hâkimlik teminatını, savcı güvencesini, liyakati, sağlam bir hukuk adamı karakterine sahip olmayı ve evrensel hukuk ilkelerini sadece bir kavram olarak değil, milletin huzur içinde yaşayabilmesinin son kaleleri olarak gördüm.

Hâkimin vicdanına baskı kurulan yerde adaletin nefes alamayacağını, bağımsızlığını kaybeden yargının en çok mazlumları ezeceğini hiç unutmadım. Meslektaşlarıma olan bağlılığımın sebebi de buydu. Ben hâkim ve savcıları sadece meslektaşım olarak değil, aynı emaneti omuzlayan kader arkadaşlarım olarak kabul ettim.

Başarılı, dürüst, çalışkan, sorumluluk sahibi ve hür vicdanlı hâkim ve savcıların, ayrım gözetmeksizin yanında durmayı; onları korumayı, desteklemeyi ve uğradıkları haksızlıklar karşısında yalnız bırakmamayı bir görev değil, vicdani bir borç bildim.

İnsanlar arasında; inancı, mezhebi, yaşam biçimi, siyasi düşüncesi, etnik kimliği veya dünya görüşü nedeniyle hiçbir ayrım yapmadım. Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi inancımın gereği saydım. Hele bu milletin evlatları arasında ayrım yapmayı; sadece hukuka değil, insanlığa ve vicdana da ihanet kabul ettim.

Doğup büyüdüğüm memleketin sokakları, çocukluk arkadaşlarım, kırk beş yılı aşan meslek hayatım boyunca sergilediğim tavırlar, beni yakından tanıyan meslektaşlarım ve dile getirdiğim düşünceler bunun en önemli tanıklarıdır.

Ben; inandığı gibi yaşamaya, olduğu gibi görünmeye ve konuştuğu gibi davranmaya hep gayret ettim.

İnsanın bazen hata yapabileceğini, yanılabileceğini, eksik kalabileceğini kabul ediyorum. Ben de zaman zaman böyle durumlarla karşılaştım. Ama samimiyetimi ve vicdanımı hiç kaybetmedim.

Bugün geriye dönüp baktığımda; ardımda servetler, unvanlar ve geçici alkışlar değil, kırmadan, eğilmeden, korkmadan ve haksızlığa teslim olmadan yürümüş olmanın huzurunu taşıyorum.

Biliyor ve inanıyorum ki insanın gerçek mirası makamı değil, arkasından edilen dualardır.

Evet… Bir gün hiç gelmeyecek sandığımız o gün de geliverdi. 29.07.2026 günü 65 yaşını tamamlamış olarak üzerimize tevdi edilen emaneti teslim edeceğiz. Masadaki isimlik değişecek; artık cübbeyi çıkarma, kürsüyü ve odayı boşaltma vakti geldi.

İçim rahat, gönlüm huzur dolu.

Biliyorum ki bir hâkim, ardında adalet duygusuna dair güzel bir iz bırakabilmişse, bir mazlumun duasında yer edinebilmişse ve meslektaşlarının gönlünde “İyi insandı.” cümlesine dönüşebilmişse; işte o zaman gerçekleşen şey emeklilik değil, ölümsüzlüktür.

İşte ben bunu biliyor ve buna inanıyorum.

Bütün meslektaşlarımdan, dostlarımdan ve bana bu onurlu emaneti teslim eden aziz milletimin her ferdinden helallik istiyorum. Hakkınızı helal ediniz.

Hepinize kucak dolusu sevgilerimi sunuyor; görev yaptığım süre boyunca tarafıma gösterdiğiniz alicenaplığa, saygıya, özene, güler yüze ve beni bir ağabey olarak kabul eden ince anlayışınıza minnettarlığımı arz ediyorum.

Var olun…

Muhabbetle kalın.

Ayağınıza taş, gözünüze yaş değmesin.

Yolunuz her daim açık olsun.”

İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Yorum yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.